Zazaca Yayıncılık Vir Yayınları ile Gelişiyor

Zazaca kitaplar yayımlayan Vir Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Dr. Öğr. Üyesi Murat Varol ile yayıncılık ve Zazaca üzerine röportaj yaptık

Zazaca Yayıncılık Vir Yayınları ile Gelişiyor

Vir Yayınları nasıl ortaya çıktı? Kuruluş sürecinizden ve yayınevinin temel motivasyonlarından biraz bahseder misiniz?

Vir Yayınlarının ortaya çıkışı, ilk sayısı 2016 yılında çıkan Vir Dergisine dayanmaktadır. Yayınevi öncesinde bir edebiyat ve folklor dergisi olarak yayın hayatına başlayan Vir Dergisinin etrafında zamanla bir yazar kadrosu oluşmaya ve yeni yazarlar çıkmaya başladı. Bu süreç 2020 yılına gelindiğinde bir yayınevi kurma düşüncesine evrilmiş oldu. Böylece Vir Dergisinden sonra Vir Yayınları 2020 yılında yayın hayatına başlamış oldu. Şu ana kadar 41 kitap yayımladık. Vir Yayınlarının temel motivasyonu Zazaca yayıncılık diyebiliriz. Zira her geçen gün silikleşen, sokaklardan, evlerden, toplumsal yaşamdan çıkmaya başlayan bir dili göz önünde tutabilmenin ve insanların bunu fark etmelerinin temel göstergelerinden biri yayıncılıktır. Biz Vir ile Zazacanın hayatta olduğunu, toplumsal bir karşılığı bulunduğunu, insanların benliklerine ait bir parça olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Yayıncılığın yaşadığı sorunlar malûm; peki Zazaca yayıncılık yapmaktan kaynaklı özel olarak karşılaştığınız sorunlar var mı? 

Türkçe veya başka bir dildeki yayıncılıkta karşılaşılan tüm sorunlarla aslında Zazaca yayıncılıkta da karşılaşıyoruz, hatta Zazaca yayıncılıkta bunun daha derin olduğunu söyleyebiliriz. Bunları biraz detaylandırmak gerekirse her şeyden önce Zazacanın geniş bir okur kitlesi yok. Okur kitlesinin oluşamamasının en büyük sebebi de Zazaca okuma yazma oranının çok düşük olması veya olmamasıdır. Genellikle okur kendi gayreti ve çabası ile bir metni çözümlemeye ve anlamaya gayret ediyor. Bir okur kitlesi olmayınca yayınladığınız bir kitabı satabileceğiniz bir pazara ulaşamıyorsunuz. Bu da Zazaca kitapların daha az bir baskı adeti ile basılmasını ve basılan kitapların da daha çok yayınevinde kalmasına neden oluyor. Dağıtım meselesinde günümüzde görece daha iyi şartların olduğunu söyleyebiliriz, zira insanlar her şeyde olduğu gibi kitap satın alımında da online satış sitelerine daha çok yöneliyor. Hal böyle olunca bir dağıtımcı vasıtasıyla Türkiye’de çok tercih edilen online satış sitelerinde kitaplarınızı okura ulaştırabiliyorsunuz; ama burada da reklam ve kitabın bilinirliği sorunu ile karşılaşıyoruz. Zazaca gibi dillerde yayın faaliyetleri sınırlı olduğundan bu sınırlılık kitabın satış ve okur nazarında görünümüne de etki ediyor. Kitabın pazara ulaşması ve size geri dönüş olarak bir satışa dönüşememesi sonrasındaki sürekliliği tehlikeye girmiş oluyor. Sonuçta tüm bu işler belirli bir ekonomik döngü çerçevesinde oluyor. Mizanpaj, baskı maaliyetleri, kargo ücretleri, dağıtımcıların yarı yarıya bir iskonto ile kitapları sizden alması gibi hususlar üst üste gelince çarkı çevirebilecek, devamlılığı sağlayabilecek bir darboğaza girmiş oluyorsunuz. Bugün biz Zazaca bir kitabın ikinci, üçüncü baskısını çok nadir görüyoruz. Çok ciddi bir satış rakamı olmadığından yayınevinin yeni dosyalar yayınlaması ve devamlılığı sağlaması da zor oluyor. Tüm bu süreçler yazarları da olumsuz etkiliyor. Sonuçta bir yazar ortaya koyduğu bir eserin takdir edilmesini, satış gibi bir geri dönüt ile değere dönüşmesini bekliyor. Bunlar olmayınca yazarda hem bir hayal kırıklığı oluşuyor hem de geleceğe yönelik yeni eserler verme veya buna dair bazı planlar yapmayı da sekteye uğratmış oluyor.

Kitapların editörlüğünü yaparken en çok yaşadığınız sorunlar neler oluyor? Zazacanın ifade biçimlerinde bölgesel çeşitliliği gözetmek zor oluyor mu? 

Zazaca bir kitabın editoryal süreci çok zor ve zahmetli bir iştir. Dilin standart formlara ulaşmaması veya oluşan standart formların herkes tarafından tercih ve kabul edilmemesi işi zorlaştırıyor. Yazar çoğunlukla dosyasını kendi bildiği, öğrendiği, konuştuğu bir formel yapı içerisinde dosyasını hazırlıyor. Bölgeler arasında farklar olmakla birlikle bunun çok ciddi bir farklılık olduğu kanaatinde değiliz. Tüm dillerde olduğu gibi Zazacanın da farklı ağızlara veya bölgelere sahip olması normal bir durumdur. Burada işin zor kısmı yazarı belirli ortak formlara yönlendirebilmek veya biraz daha bölgeler üstü bir yazımı tercih etmeye yönlendirmektir. Yazar çoğu zaman bunu istemez, zira kendi kabulü dışında olan bir yazıma çoğunlukla aşina değil, bu nedenle de önyargılı yaklaşıyor. Hal böyle olunca redaksiyon ve editoryal süreç oldukça zahmete dönüşebiliyor. Tabii burada dilin toplumla beraber gelişmesi, değişmesi hususu da önemlidir. Yeni kavramlar, yeni ifadelere ihtiyaç her zaman duyuluyor. Bunların türetilmesi veya bunların yerine tercih edilecek kavramın dilin yapısına uygun olması ve uyum sağlaması gerekir.

Sizce Zazacanın yazı dili olarak gelişiminde bugün hangi aşamadayız?

Zazaca için her şeyin henüz başında olmasak da çok fazla bir gelişme gösterildiğini söylemek de henüz mümkün değil. Bir dilin yazı dili haline gelmesi kolay ve hızlıca olacak bir iş değil. Bu yüzyıllarca sürebiliyor. Bugün yanı başımızda olan Türkçe için Cumhuriyet sonrasında bile yüz yıl gibi bir zaman dilimi geçmesine rağmen Türk Dil Kurumu hâlâ belirli yazım formlarını değiştirmekte ve her geçen gün yeni kurallara dair kararlar almakta. Zaten bu süreç hiçbir zaman bitmeyecek, yani hiçbir dil için tam ve standart bir yazımın bittiği hiçbir zaman söylenemez. Dil yaşadıkça, yeni alanlara açıldıkça buna dair cephe alması ve kendini geliştirmesi oldukça normal bir durumdur. Zazaca özelinde konuya dönersek Zazaca yazı diline dönüşme pratiğinde önemli bir yol aldı. Bugün bine yakın Zazaca eserden bahsediyoruz. Tüm bunları iyiye gitme olarak yorumlasak da toplumun Zazaca okur yazar olmaması, Zazaca eğitimin toplumun tüm kademelerine yayılmaması, Zazaca dil kursları, atölyelerinin belirli bir seviyede olmaması gibi birçok etken Zazacanın yazı dilini birebir etkiliyor. Sonuçta dil toplumla birlikte gelişip hayat buluyor. Ortaya koyduğunuz bir yazım dili olsa bile bunun toplum tarafından kabul görmesi ve kullanılması gerekir. Oysa günümüzde Zazaların Zazacaya yöneliminin çok sınırlı olduğunu görüyoruz.

Vir Yayınları'nın kitap kapakları özellikle dikkat çekiyor. Çok estetik tasarımlarınız var. İnsan poster yapıp duvarına asmak istiyor. Kapak tasarımlarında nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Bir kitabın görsel kimliği ile içeriği arasında nasıl bir ilişki kurmaya çalışıyorsunuz?

Postmodern bir dönemde yaşayan bireyler olarak görsellik günümüzde birçok şeyi ifade ediyor. Herhangi bir nesneyle ilk temas ettiğimiz an, onun görselliği oluyor. O nedenle temel felsefemiz şu, kitapların içerik bakımından beğenilmesi okurun takdiridir, sonuçta okur okuyup buna karar verecek; ancak kitabın görselliği ve baskısı bizim sorumluluğumuzdadır. İyi bir kapak, güzel bir görsel okuru kitaba yaklaştıran ilk adım oluyor. O yüzden kitap kapak tasarımlarında çok fazla yoğunluk gerektirmeden, büyük puntolarla gözü yormadan ve renk olarak da daha pastel ve daha narin renkler kullanmaya dikkat ediyoruz. Kapaklarda kullandığımız görsellerin kitabın içeriği ile bütünleşmesine ve kitabın içeriğine dair bir fikir vermesine de dikkat ediyoruz.

Yayınevinizin yayımladığı eserler arasında beklenmedik bir etki yaratan kitaplar oldu mu? Sizin yayımlamayı önemsediğiniz türler var mı?

Zazaca kitap yayıncılığında yayınladığınız her kitabın etki değeri az ya da çok aynı oluyor. O nedenle ya çok büyük yazarlarınız olacak ve bunların yazdıkları ses getirecek ya da iyi bir okur kitlesi ile bastığınız her eser büyük kitlelere ulaşacak. Bugün Zazaca kitap yayıncılığı için ikisi de mümkün görünmüyor. Bu nedenle tüm kitapların rutin bir etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde modern türlerden şiir, hikaye gibi türlerin daha revaçta olduğunu görüyoruz. Okur nezdinde de şiir her zaman daha çok tercih edilir, insanlar şiiri kendine daha yakın görür. Daha rahat okunması ve olay örgüsünün çok karmaşık olmamasından dolayı hikaye de çok tercih edilen türler arasında yer alıyor. Tabii modern türlerden şiir, hikaye, roman, tiyatro metinleri yayınlamak daha dikkat çekici olur. Zaten modern dönemin insanları olarak da bu türler okunuyor.

Bugün ilk kez Zazaca yazmaya başlayan genç bir yazara hangi türlerde daha fazla ihtiyaç olduğunu söylersiniz? Şiir, öykü, çocuk edebiyatı, çeviri ya da başka alanlar mı?

Aslında Zazaca için her türden kitaba ihtiyacın olduğunu söyleyebiliriz. Şiir ve öykü zaten en çok tercih edilen türler arasında yer alıyor. Yeni yazarların çoğunun bu türleri tercih ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Zazaca yayıncılıkta en fazla eksikliği hissedilen türlerin çocuk edebiyatı ve çeviri alanında olduğunu görüyoruz. Zazaca kitap yayıncılığında çocuk edebiyatı kavramının çok yeni olduğunu ve bu alanda çok sınırlı eserlerin olduğunu söyleyebiliriz. Tabii bu alanda yazılan eserlerin de çocukların pedagojik ve eğitim yönlerini ne kadar dikkate alarak yazıldığı konusunda da ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Çeviri konusunda ise günümüz dünyasının küreselleşme ile iç içe geçtiğini görüyoruz. İnsanlar artık dünyanın dört bir yanında olan biten her şeyden haberdar oluyor, tabii edebiyat da bundan nasibini alıyor. Dünya edebiyatına dair yeni eserler, yeni yazarlar farklı toplumlar tarafından merak ediliyor, takip ediliyor. Zazacanın bu konuda zayıf kaldığını söyleyebiliriz. Dünya edebiyatına dair belli başlı çok az eserin Zazacaya çevrildiğini ve bunların da çok sınırlı olduğunu görüyoruz.

Zazacanın geleceğine ilişkin sizi umutlandıran gelişmeler neler? Buna karşılık sizi kaygılandıran meseleler var mı?

Şu anki mevcut durumu göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapmak gerekirse umuttan ziyade kaygının daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Zira her geçen gün dilin elimizden kaydığını, toplumsal hafızadan silindiğine şahit oluyoruz. Dil koruma programlarının olmaması, dilin toplumsal düzeyde takdir görmemesi, eğitim başta olmak üzere dilin görünürlüğünü artıracak ve toplumsal tabakalara yayılmasını sağlayacak bir zeminin olmadığını söyleyebiliriz. Bugün hafiften başımız ağrıdığında bile tıbbi bir desteğe başvururken, her geçen gün gözümüzün önünde eriyen ve yok olan bir dilin hiçbir politika ve program olmadan kendi kendine gelişmesini ve yaşamasını beklemek çok safiyane bir tutum olur. Bunun iki katmanlı olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle bu dilin konuşucuları olan Zazalar kendi dillerine sahip çıkacak, dillerini öğrenecek, toplumsal alanın her yerinde bunu kullanacak. Daha sonra devletin ilgili kademelerinde bu dilin yaşaması için politikalar geliştirilmesi, dil koruma programlarının uygulanması ve dilin görünürlüğünün artırılması gerekiyor.

Önümüzdeki dönemde Vir Yayınları'nı hangi yeni projeler, yazarlar veya yayın serileriyle göreceğiz?

Yayıncılıkta durağanlık olmaz, her zaman yeni projeler ve dosyalar vardır. Zazaca yayıncılıkta sizin belirlediğiniz çerçeveden ziyade yazarlardan gelen dosyaların içeriğine göre bir politika belirlemiş oluyorsunuz. Yani yazarın gönderdiği dosya şiir, hikaye, roman, masal ne ise siz de hazırlığınızı ona göre yapıyorsunuz. Tabii bu süreç sadece yazarı beklemekle de olmaz. Yeni yazarların yetişmesi, yeni türlerin denenmesi büyük bir ihtiyaç olarak görünüyor, bunun için de yazarların desteklenmesi lazım. Vir Yayınları olarak birkaç alanda serilerimiz var; klasik eserler, folklor ve akademi serisi gibi. Modern türler ise her biri kendi içerisinde bir seri gibi devam ediyor. Dileğimiz ve temennimiz daha çok yazar ve daha çok okur ile Zazaca yayıncılığın gelişmesi ve iyi bir konuma gelmesidir.

Vir Yayınları'nın tüm kitaplarını bu linke tıklayarak satın alabilirsiniz