Zazaca Tiyatro ve Mizah: GımGım Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Tuncay Akdeniz ile Röportaj
“Zazaca sadece konuşulan bir dil değil; içinde mizahı, acısı, ağıdı, günlük yaşamı ve geçmişi taşıyan büyük bir kültür var. Tiyatro da bunu yaşatmanın en güçlü yollarından biri oldu bizim için”
2016 yılından bu yana İzmir’de Zazaca tiyatro oyunları sahneleyen GımGım Tiyatro’nun genel sanat yönetmeni Tuncay Akdeniz’le kapsamlı bir röportaj yaptık. Ekibin kuruluş hikâyesini, Zazaca tiyatro yapmanın imkânlarını, karşılaşılan zorlukları ve sahnede bir dili yaşatmanın anlamını konuştuk. Keyifli okumalar!
Öncelikle sizi ve tiyatro topluluğunuzu tanıyalım. Gımgım ismi nereden geliyor; ekip nasıl kuruldu?
Ben Tuncay Akdeniz. 2006 yılında tiyatroyla tanıştım. O günden bugüne Türkiye’nin birçok yerinde sahne alma fırsatım oldu, turnelere çıktım. Oyunculuk kariyerimde çeşitli dizi projelerinde de yer aldım. Yaklaşık 6 yıl boyunca İstanbul’da kalarak dizi ve sinema sektörünün içinde bulundum. Fakat bir yaz sezon finali döneminde İzmir’e ailemin yanına döndüm ve o dönüş benim için kalıcı oldu.
Sahneden uzak kaldığım zaman kendimi eksik hissediyordum. Tam da o süreçte, rahmetli Adile Naşit’in manevi oğlu ve Devlet Tiyatroları’ndan emekli olan Önder Barkıç hocam beni aradı. Prova yapabilecekleri bir yer aradıklarını söyledi ve bu konuda yardımcı olup olamayacağımı sordu. Ben de elimden geleni yapmak istedim. O sırada aklıma İzmir Varto Derneği geldi. Başkan Kenan Uzuner’le daha önce yakın bir iletişimimiz yoktu ama hocam için elimizi taşın altına koyduk. Kendisi bizleri kırmadı ve derneğin kapılarını açtı.
Zamanla provalara gidip gelirken bir gün Kenan Bey’e şunu söyledim: “Derneğimizde Türkçe tiyatro grubu var, peki neden bir Zazaca tiyatro ekibi kurmuyoruz?”
O da fikri çok beğendi ve “Yaparsan destek oluruz” dedi.
Aslında işin en zor tarafı buydu çünkü çevremizde Zazaca konuşan insan sayısı çok azdı. Ama yılmadan bu yola girdim. “Yapacağız” dedim. Bir gün Çiğli Güzeltepe sokaklarında yürürken kendi aralarında çok akıcı Zazaca konuşan gençlerle karşılaştım. Yanlarına gidip projeyi anlattım. Sağ olsunlar hiç düşünmeden kabul ettiler. Önce 3-5 kişiydik, sonra 10 olduk, 20 olduk.
Gımgım Tiyatro Ekibi Eski Oyunlardan
İlginç olan şu ki, en başta tiyatronun adını hiç düşünmemiştim. Sonra aklıma Varto’nun eski ismi olan “GımGım” geldi. Bu fikri öğrencilerime sundum ve hep birlikte “GımGım Tiyatro” isminde karar kıldık.
Zazaca tiyatro oyunu fikri nereden geldi? Tiyatro metinlerini siz mi yazıyorsunuz, mevcut oyunlardan çeviri, uyarlama yapıyor musunuz?
İlk çalışmalarımız oldukça zorluydu. Başlangıçta Yılmaz Erdoğan’ın “Kadınlık Bizde Kalsın” oyununu Zazacaya uyarlayıp prova yapıyorduk. Fakat bir gün Avrupa’dan gelen bir misafir, eşiyle birlikte provamızı izledi ve çok önemli bir eleştiride bulundu. Dedi ki: “Yaptığınız şey çok güzel ama sahnede kendi kültürünüze dair hiçbir şey göremedim.”
O cümle bizi gerçekten sarstı çünkü haklıydı. Biz dili yaşatmaya çalışıyorduk ama kültürü sahnede yeterince yansıtamıyorduk. O gün ekiple oturup konuştuk ve mevcut çalışmayı bırakıp sıfırdan başlamaya karar verdik. Belki küçük bir eleştiriydi ama bizi baştan yarattı diyebilirim. Kendi hikâyelerimizi, kendi insanımızı, kendi kültürümüzü sahneye taşımaya başladık.
Bugün geldiğimiz noktada ekip sayımız dönem dönem değişiyor. Bazen 20 kişi oluyoruz, bazen 15, bazen 13… Ama sayıdan çok inanç önemli. Ekibimizde profesyonel oyuncular yok. Fakat benim gözümde hepsi profesyonelden daha değerli. Çünkü herkes burada gönüllü olarak emek veriyor, zaman ayırıyor ve kültürünü yaşatmak için mücadele ediyor.
Bizim için tiyatro sadece sahneye çıkmak değil dilimizi, kültürümüzü, hikâyelerimizi ve hafızamızı yaşatmanın bir yolu. GımGım Tiyatro da tam olarak bu amaçla yoluna devam ediyor.
Gımgım Tiyatro Ekibi
Zazaca tiyatro yapma fikri aslında kendi dilimize, kültürümüze ve hafızamıza sahip çıkma isteğinden doğdu. Çünkü bugün birçok insan kendi anadilini konuşsa bile sahnede, sanatta, özellikle tiyatroda o dili duymaya çok alışık değil. Biz de “neden insanlar kendi hikâyelerini kendi diliyle izlemesin?” diye düşündük. Zazaca sadece konuşulan bir dil değil; içinde mizahı, acısı, ağıdı, günlük yaşamı ve geçmişi taşıyan büyük bir kültür var. Tiyatro da bunu yaşatmanın en güçlü yollarından biri oldu bizim için.
Zazaca tiyatro yapmanın zorlukları neler?
Zazaca tiyatro yapmanın en zor kısmı ise elbette şehir hayatında hepimizin geçimimizi sağlamak için gidip gelmek zorunda olduğumuz işlerimizin olması. Bu nedenle tiyatro provalarımızı genellikle akşam iş çıkış saatinden sonra, tüm günün yorgunluğuyla yapıyoruz. Birçoğumuz evliyiz, çocuk sahibi olan arkadaşlarımız var. Bu nedenle gerektiğinde ailemizden ayırdığımız vakti provalara vermek durumunda kalıyoruz. Elbette bazen yer sıkıntısı da çekiyoruz. Sahnesiz salonlarda prova yaptığımız dahi oluyor. Ama bütün bu zorluklara rağmen sahneye çıktığımızda seyircinin kendi dilinde bir oyunu izlerken gözlerindeki heyecan bize yeniden güç veriyor.
Bir diğer zorluk da Zazaca tiyatro metni sayısının çok az olması. Çünkü bu alanda yıllardır ciddi bir üretim eksikliği var. Bu yüzden bazen oyunlarımızı kendimiz yazıyoruz, bazen de mevcut oyunları Zazacaya uyarlayıp kendi kültürümüze göre yeniden yorumluyoruz. Birebir çeviri yapmak yerine halkın yaşayışına, mizahına ve günlük diline uygun hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü tiyatro ancak seyirci kendinden bir parça gördüğünde gerçek anlamda karşılık buluyor.
Gımgım Tiyatro Ekibi Eski Oyunlardan
Bugüne kadar hem toplumsal meseleleri anlatan hem de mizahi yönü güçlü birçok oyun sahneledik. Köy yaşamını, aile ilişkilerini, göçü, yoksulluğu, dayanışmayı ve unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerleri konu alan oyunlarımız oldu. Amacımız sadece insanları güldürmek değil düşündürmek, kendi kültürüne yeniden bakmasını sağlamak ve özellikle genç kuşaklara anadilin sahnede de yaşayabileceğini göstermek.
Biz genellikle oyunlarımızın kültürümüzü birebir yansıtmasını istediğimiz için popüler oyunlardan ya da geleneksel tiyatro metinlerinden doğrudan uyarlama yapmıyoruz. Bugüne kadar sahnelediğimiz tüm oyunlar Varto kültürünü yansıtmak ve yaşatmak amacıyla yazıldı ya da derlendi. Çünkü bizim için mesele sadece bir oyunu Zazacaya çevirmek değil o coğrafyanın ruhunu, konuşma biçimini, mizahını, acısını ve insan ilişkilerini sahneye taşımak.
Sizin yazdığınız tiyatro metinlerinde dille ilgili en çok zorlandığınız kısımlar neler oluyor; hatta şöyle soralım: Bir dil olarak Zazacanın kısıtları ve imkanları sizce neler?
Her dil aslında insanların dünyayı algılama biçimini de taşır. Zazacada bir duyguyu anlatırken kullanılan ifade bazen Türkçede birebir karşılık bulmuyor. Özellikle deyimler, ağıtlar, yaşlıların kullandığı eski ifadeler ve gündelik konuşma dili çok güçlü bir anlatım taşıyor. Bu da tiyatro açısından büyük bir zenginlik sağlıyor. Seyirci kendi annesinden, dedesinden duyduğu cümleleri sahnede duyunca oyunla çok daha güçlü bir bağ kuruyor.
Ama elbette bunun zorlukları da var. Zazacanın en büyük sorunlarından biri yazılı kaynakların ve tiyatro metinlerinin az olması. Dil uzun yıllar daha çok sözlü kültür üzerinden yaşamış. Bu nedenle bazen bir kelimenin farklı köylerde farklı söylenişleri olabiliyor. Hangi ifadeyi kullanacağımız konusunda uzun uzun düşündüğümüz oluyor. Özellikle genç kuşakla yaşlı kuşağın kullandığı dil arasında da fark oluşmaya başladı. Biz hem dili korumaya hem de gençlerin anlayabileceği bir anlatım kurmaya çalışıyoruz.
Bir diğer mesele de şu: Bazı duygular Zazacada çok güçlü aktarılırken, modern şehir hayatına dair bazı kavramlar dil içinde daha sınırlı kalabiliyor. Çünkü dil biraz da yaşadığı hayatla gelişiyor. Buna rağmen Zazacanın özellikle mizah, taşlama, hikâye anlatıcılığı ve duygusal derinlik konusunda çok güçlü bir tarafı var. Biz sahnede bunu hissettirmeye çalışıyoruz. Çünkü bir dil sadece konuşularak değil anlatılarak, oynanarak ve yeni kuşaklara aktarularak yaşar. Tiyatro da bunun en canlı yollarından biri diye düşünüyoruz.
Şu an aktif oynadığınız bir oyununuz var: Veli Toplantısı. Biraz bu oyundan bahseder misiniz? Oyun takviminiz nasıl? Hangi şehirlerde oynayacaksınız?
“Veli Toplantısı”, 2025 yılında yazıldı ve “Sınıf” oyununun devamı olarak sahnelenmeye başladı. Oyun, eşimin köyde geçirdiği yaz tatillerinde anneannesi ve annesinden dinlediği anılardan esinlenerek ortaya çıktı. “Sınıf” oyunu ise Veli Kişnioğlu’nun doğaçlamaları üzerine, ekip olarak yaptığımız eklemelerle şekillendi.
Veli Toplantısı Oyunu Afiş
İki perdelik oyun; ana dil, asimilasyon ve kimlik meselesini sloganlara yaslanmadan, hayatın içinden, köyden ve sınıftan anlatıyor.
Oyunun birinci perdesinde, üç öğrenci ve bir öğretmen üzerinden derin bir dil çatışması sahneye taşınıyor. Çocukluğunda ailesiyle birlikte Varto’dan göç etmiş, yıllar sonra okuyup öğretmen olmuş ve atamayla yeniden doğduğu topraklara dönmüş bir öğretmen hikâyenin merkezinde yer alıyor. Ancak bu dönüş, bir aidiyet duygusundan çok bir kopuşu açığa çıkarıyor. Öğretmen, yıllar içinde asimile olmuş; ne Zazaca ne de Kürtçe konuşabiliyor. Karşısında ise ana dili Zazaca olan, evde Türkçe konuşulmayan bir köyün çocukları duruyor. Bu sahneler, dilin yalnızca bir iletişim aracı değil aynı zamanda bir hafıza ve yaşam biçimi olduğunu güçlü biçimde görünür kılıyor.
Veli Toplantısı Oyunundan Bir Kare
İletişimsizliğin derinleşmesiyle birlikte öğretmen bir veli toplantısı düzenlemeye karar veriyor. Oyunun ikinci perdesi de öğretmenin velilerle kurmaya çalıştığı bu kırılgan iletişimi konu alıyor. Köy geleneği gereği veliler öğretmene hediyelerle geliyor: Tezek, un, ekmek… Samimi bir başlangıç gibi görünen toplantı, dil engeli nedeniyle kısa sürede absürt bir kaosa dönüşüyor. Türkçe bilen hademenin öğretmenin sözlerini yanlış ve ters biçimde çevirmesi, sahnede hem trajik hem de komik bir tablo yaratıyor.
Oyun, öğretmenin sınıfta yalnız kaldığı bir anla son buluyor. Bu sessizliğe ise sahneye giren nenenin sözleri damga vuruyor:
“Türkçe öğret, evet…
Ama kendi konuştukları Zazaca’yı unutturma.
Çünkü ana dil unutulursa, asıl unutulur.
Kendimizi unuturuz.”
“Sınıf” ve “Veli Toplantısı”, seyirciyi güldürürken aynı anda rahatsız eden, düşündüren ve yüzleşmeye zorlayan bir anlatı sunuyor. Oyun, izleyiciyi şu soruyla baş başa bırakıyor:
“Biz neyi, ne zaman kaybettik?”
Oyun takviminiz nasıl? Hangi şehirlerde oynayacaksınız?
Şu anda Kocaeli, İstanbul, Mersin ve Adana ile görüşmelerimiz devam ediyor. Bu şehirlerden gelecek geri dönüşleri bekliyoruz. Aynı zamanda farklı illerden ve Avrupa’dan da davetler alıyoruz. Oyuna olan ilgi bizi çok mutlu ediyor ancak ne yazık ki sponsor desteğimiz olmadığı için turne süreçlerinde ciddi zorluklar yaşayabiliyoruz. Buna rağmen oyunumuzu daha fazla şehirde seyirciyle buluşturmak için çalışmalarımız sürüyor.
GımGım Tiyatro Ekibi
Oyuna ilgi nasıl? Hangi yaş grupları daha çok geliyor? Oyunla ilgili geri dönüşler nasıl?
Oyuna ilgi gerçekten çok güzel. Hangi sahnede oynarsak oynayalım salonlarımız genellikle dolu geçiyor. Hem biz sahnede oynarken büyük keyif alıyoruz hem de seyircinin oyunun içine güçlü şekilde dahil olduğunu hissediyoruz. Bizde belirli bir yaş sınırı yok bugüne kadar 7’den 80’e çok farklı yaş gruplarından izleyicilerimiz oldu. Ancak ağırlıklı olarak 20 ile 55 yaş arası seyirciler geliyor.
Geri dönüşler de bizim için çok kıymetli. Gerek öğrencilerimizden, gerek sosyal medyadan, gerekse oyun çıkışlarında seyircilerden çok güzel yorumlar alıyoruz. İnsanlar genellikle, “Bizi eskiye götürdünüz, biz de bunları yaşadık” diyor. O dönem yaşanan sıkıntıların sahnede yeniden görünür olması seyircide güçlü bir karşılık buluyor. Özellikle dil, kültür ve kimlik meselesine dair çok duygusal ve samimi yorumlar geliyor. Seyircinin kendi hikâyesinden bir parça bulması bizim için çok değerli.
İlerleyen günlerde programınızda yeni oyunlar var mı?
Elbette, ilerleyen süreçte yeni oyunlarımız da olacaktır. Ancak ben, genel sanat yönetmeni olarak biraz daha geri planda kalıp bayrağı öğrencilerime devretmek istiyorum. Özellikle Kadir Özdemir’in ve genç arkadaşlarımızın üretim süreçlerinde daha fazla sorumluluk almasını, kendi yollarını açmasını önemsiyorum. Ben yine onların yanında olmaya, destek vermeye ve zaman zaman çalışmalara katılmaya devam edeceğim. Çünkü tiyatronun sürdürülebilir olması için yeni kuşakların üretime katılması gerektiğine inanıyorum.
UNESCO’nun 2010 yılında yayınlandığı dünya genelindeki tehlike altında olan diller atlasında Zazaca da var.[1] Ölmekte olan bir dili yaşatmanın önemli araçlarından birini, sanatı kullanıyorsunuz. Umarız oyunlarınız çok sayıda insana ulaşır, daha nice Zazaca oyunlar oynarsınız.
2016’dan bu yana GımGım Tiyatro’ya destek veren, sahnede yer alan dekorundan sesine, tekniğinden sahne arkasına kadar emeği geçen bütün ekip arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Biz gerçekten büyük bir aileyiz. Bu aileye her geçen gün yeni arkadaşların katılması da bizleri ayrıca mutlu ediyor.
Özellikle gençlerin tiyatroya sahip çıkmasını çok önemsiyorum. Çünkü sanatın, dilin ve kültürün yaşaması ancak genç kuşakların üretime katılmasıyla mümkün olabilir. Bu yüzden genç arkadaşlarımızın önünün açılması ve desteklenmesi gerekiyor.
Başta derneklerimiz ve federasyonumuz olmak üzere, bu tiyatronun daha güçlü şekilde ayakta kalabilmesi için ciddi desteğe ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü yapılan iş yalnızca bir oyun sahnelemek değil; aynı zamanda bir dili, bir kültürü ve ortak hafızayı yaşatmaya çalışmaktır.
.Son olarak, 2016’dan bu zamana kadar GımGım Tiyatro’ya emek veren, sahnede, dekorda, kostümde, teknikte ve perde arkasında desteğini esirgemeyen herkese yürekten teşekkür ederiz. Birlikte büyüdük, birlikte ürettik ve bugünlere hep beraber geldik. İyi ki varsınız.
Bu süreçte en başından beri emeği olan arkadaşlarımız:
Danış Turhan
Kadir Özdemir
Özay Özmen
Öznur Türhan
Eylem Barış Gündüz
Zeynep Çetinkaya
Mehmet Yoran
Özcan Işık
İmam Ağgül
Özgür Doğan
Eda Han
Seda Han
Bahar Akdeniz
Seda Gülbey
Levent Çelik
Hasan Şahin
Hasan Akdüzgün
Hulki Öztürk
Tuncay Aktaş
Özüm Özlem Gülsün
Volkan Karakaş
Hüseyin Karakaş
Halit Akdeniz
Nesrin Akdeniz
Netice Sarıdağ
Dünya Şanıkan
Bejan Şanıkan
Ümit Fatma Fırat
Hüseyin Barba
Xecet Acat
Gökçe Bayar
Taylan Balseçer
Dekor Ekibi:
Eda Han, Seda Han
Teknik:
Tuncay Akdeniz
Dekor Kurulum:
Danış Turhan, Kadir Özdemir, Hulki Öztürk
Kostüm:
Zeynep Çetinkaya, Eylem Barış Gündüz
Fotoğraflar ve fragman videolar: Gımgım Tiyatro Arşivi
[1] Bkz. UNESCO’nun 2010 yılında yayınlanan ilgili raporu: https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000187026/PDF/187026eng.pdf.multi