Zazacanın Çok Sesli Direnişi | Hıdır Eren ile Röportaj

Zazaca ve Zaza kimliği üzerine çok uzun yıllardan beri çalışmalar yapan ve bu alandaki öncü kişilerden biri olan İstanbul Zaza-Der Başkanı Hıdır Eren hoca ile Zazacanın ve Zaza kimliğinin izinde geçen yılları, yapılan işleri ve geleceğe dair umutları konuştuk...

Zazacanın Çok Sesli Direnişi | Hıdır Eren ile Röportaj

Öncelikle, sizi tanıyalım. Yıllardır Zazaca ve Zaza kültürü üzerine çalışıyorsunuz. Bu alana yönelmenizin hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?

Elbette. Dêsim ili, Vacuğe kazası, Zernage köyünde doğdum. İlkokula gidene kadar Türkçe bilmezdim. Türkçeyi öğretmen okulunda öğrendim, diyebilirim. İlkokul ve ortaokul yıllarında derdimi-düşüncelerimi sözlü olarak ifade edemezdim. Türkçe olarak serbest anlatım yetisini öğretmen okulunda ancak edinebildim. Bu nedenle olsa gerek ilk ve ortaokul öğrenimim zorlu geçti. Belki de bu kök ve annemin hiç Türkçe konuşmaması benim Zazaca üzerinde yoğunlaşmama neden olmuştur. Daha 1976 yılında amcamın oğlu Faruk Eren ile Zazaca gramer üzerine çalışmamız olmuştu. Yani, ben ve Faruk’daki Zaza aydınlanması 90’lı yılların ürünü değildi. Epeyce bir erken dönemdi diyebilirim. 



ZAZA-DER, 2011 yılında kurulan ilk Zaza sivil toplum örgütlerinden biri. Derneğin kuruluş motivasyonu neydi? 

Zazalar ve Zazaca yetmişli yıllardan beri benim için temel problemdi. Öğretmenlik vesilesiyle sürekli yer değiştiriyor olmam (daha doğrusu yer değiştirmek zorunda bırakılmış olmam), benimle aynı derdi paylaşan arkadaşlar edinmem, onlarla bir araya gelebilmem mümkün olamamıştı. Ta ki İstanbul’a gelene kadar... İstanbul’da Faruk ile tekrar bir arada olma fırsatı yakalamıştım. 90'lı yıllardı. Öncelikle Avrupa’da ve orayı takiben Türkiye’de (özellikle istanbul’da) bu fikriyatı paylaşan arkadaşlar olmuştu. Ve biz de doğal olarak bu arkadaşlarla temasa geçmiştik. Gerek bu arkadaşlar gerekse Zazaca yayın yapan dergi çevrelerinden arkadaşlarla İstanbul’da zaman zaman bir araya gelmeye başlamıştık. Onur Öymen’in açıklaması üzerine özelde Dêsim, genelde Zaza kamuoyunda bir hareketlenme başlamıştı. O dönem biz “Miraz” dergisi çevresi olarak İstanbul’da seri toplantılar yapmaya başladık. Bu tolantılarda ben ve Faruk bir dernek oluşturma gereğinden söz ederken çoğunluk bir vakıf kurmadan yana fikir belirtmiş ve bizler de vakıf için harekete geçmiş, kendimize de “Zaza Vakfi İnsiyatifi” adını koymuştuk. Sözcü olarak da şimdilerde üniversitede öğretim üyeliği yapan İsmail Söylemez arkadaşımızı görevli kılmıştık. 2009-2011 yılları arasında vakıf temelli toplantılar devam etti. Ancak ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle diğer arkadaşlar da dernek fikrinin daha doğru olacağı kanaatine vardılar. Bu işi ben ve Faruk üstlenerek 12 kişilik kurucu arkadaş bulup 2011 Mart ayında Dernekler İl Müdürlüğüne Zaza Dil ve Kültür Derneği’nin kuruluş müracaatında bulunduk. 

Aradan geçen yıllara baktığınızda, derneğin Zazaca ve Zaza kimliği açısından en önemli kazanımları sizce neler oldu?

Dernek Zaza ve Zazaca farkındalığı noktasında çok önemli işler başardı. Zaza-Der’in çalışmalarını gören diğer arkadaşlar bulundukları yerlerde (Bingöl, Diyarbakır, Siverek, Mersin, Adana, Dêsim...) Zaza Dil, Kültür dernekleri kurmaya başladılar. Federasyonlar oluştu. Dahası Zazalar parti kurmaya kadar gittiler ki bunların çoğunluğu önceki yıllarda Zaza-Der’in üyeleriydi. 

Bugün Zaza coğrafyasını yalnızca coğrafi bir alan olarak mı, yoksa kültürel bir hafıza mekânı olarak mı tanımlamak gerekir? Bu coğrafyanın geleceğine dair öngörüleriniz nelerdir?

Kesinlikle hayır. Zazaların yaşadığı yer sadece bir coğrafya değil, o bir hafızadır. Zazalar kendi coğrafyalarına o sebepledir ki (özellikel Dêsim ve çevresi) Herdê Dewreşi (Derviş Toprağı) adı verirler. Zazaların jiar u diyarları (yani ziyaretleri ve evliyaları) o coğrafyanın olmazsa olmazlarıdır. Onların inanç temelinde bu ziyaretgahlar vardır. Burası sadece bir coğrafya değildir. Burası dildir, kültürdür, inançtır, tarihtir. Kısacası toplumun hafızasıdır. Egemenler bunu farkettiğinde katliamlarla, asimilasyonlarla hafızayı yok etmeye çalıştılar. Baktılar olmuyor, barajları ve altın madenciliğini devreye soktular, ormanları yaktılar. Baktılar yine olmuyor, bu defa da “turizm” yoluyla dönüştürme hamleleri başlattılar. Masumane ve halkın kalkınmasına yönelik diye lanse ettikleri “turizm” bu anlamda en büyük tahlike. Eğer insanımızda buna dair farkındalığı yaratamaz isek bu coğrafya gelecekte bir hafıza mekânı olmaktan çıkacak ve tekçi devlet anlayışı tüm hücrelerimize sirayet edecektir.

ZAZA-DER olarak farklı inançlardan, farklı lehçelerden ve farklı siyasal görüşlerden Zazaları ortak bir zeminde buluşturabilmek için nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Bunun için öncelikle “milli şuur/bilinç” oluşturmaya çalışıyoruz. Ardından, dikey örgütlenme yerine yatay örgütlenme modellerini hayata geçirmeye çalışıyoruz. Yereli oldukça önemsiyoruz. O sebepledir ki tek bir diyalekt, tek bir inanç, tek bir siyasal görüşü red ediyoruz. “Çoğunlukçuluk” mu, “çoğulculuk” mu? Bizler Zaza-Der olarak “ÇOĞULCULUK”tan yanayız. Çoğunluğun karşısında güvencesiz olanın hukukunu savunuyoruz. Her yerel bizim için kutsaldır, demokrasinin vazgeçilmezidir. Her köy ünitesi dahi özerk bir yönetim modelidir, diye bakarız. Bizi ortaklaştıran temel argüman “Zazaca” dilidir. Buluştuğumuz zemin tam da burasıdır.

Aktif konuşulmayan bir dili yaşatmak için birlikte çalışması gereken kurumlar var: Aile , okul, sivil toplum gibi. Siz de bu çerçevede yıllardır Zazaca kursları düzenliyor, çocuklara yönelik yaz okulları yürütüyorsunuz. Bunların yanı sıra neler gerekli?

Bunların yanısıra devletin kanunlarında değişiklik (anayasal değişiklik ve güvence) beklentisindeyiz. Öncelikle anayasanın 41. maddesinin değişmesi gerekmekte; Zazaca dahil Anadolu’da konuşulan tüm diller kendi bölgelerinde eğitim dili olmalıdır. Bir dil eğitim dili olmazsa, o dile ekonomik avantajlar sağlanamazsa o dili ayakta tutmak mümkün olamaz.

Geçmişten bugüne Zazaca ve Zazalar üzerine yapılan çalışmalara baktığımızda nasıl değişimler gözlemliyorsunuz? Hâlâ çalışılmaya muhtaç alanlar sizce neler?

Zazaca’ya dair çok önemli çalışmalar yapıldı. Hâlâ da yapılıyor. Eksik olan, Zazaların tarihi... Bizim tarihimiz bizler tarafından bugüne kadar yazılmadığı, dahası Zazaların kendi dillerinde yazıyla tanışmış olmamalarının, yaşadıkları dönemleri ve olayları kayıt altına almamış olmalarının dezavantajlarını yaşıyoruz. Tarihimizi komşuların tarihlerinin satır aralarından bulup çıkarmaya çalışıyoruz. Daha önceleri dil sorunundan dolayı (yabancı dilleri bilme noktasında) bu iş istediğimiz düzeyde yürütülemiyordu. Artık, yapay zeka ve google çeviriler sayesinde birçok kaynağa ulaşmak kolaylaştı. Umarım bu konuda yoğunlaşacak arkadaşlarımız olur ve bu eksiğimizi giderirler.

Bir yandan ortak bir Zaza kimliği ve dil bilinci oluşturma çabaları sürerken, diğer yandan yerel farklılıkların korunması da önem taşıyor. Sizce bu iki hedef arasında nasıl bir denge kurulabilir?

Az önce yerelden örgütlenme, yereli önemsemi ve çoumlukçuluk mu, çoğulculuk mu konusunda söylediklerimle kısmen buna cevap verdim. Ancak, özetle ancak “Anarşist Örgütlenme Modeli” ile bu dengeyi kurabileceğimize inanıyorum. Ve bu konuda çalışmalar yapıyor, makaleler yazıyorum.

Dijital çağda gençler artık dili daha çok sosyal medya, video içerikleri ve dijital platformlar üzerinden deneyimliyor. Sizce Zazacanın geleceğinde dijital üretim nasıl bir rol oynayacak? ZAZA-DER'in bu alana ilişkin yeni projeleri var mı?

Dijital üretim oldukça önemli. Biz bunu çok önceden keşfettik. Ve bu sebeple de gündelik konuşmalar içeren dijital içerikler oluşturduk. Şimdilerde birçok arkadaş dijital içerikler üretmeye başladı. Zaza-Der’e burada düşen görev bu dijital üreticileri bir araya getirmek ve belirli program çerçevesinde, ortaklaşarak (en azından dayanışma halinde) bu içerikleri oluşturmalarına önayak olmaktır. Bu ara mekân değiştirme, başka bir yere kiraya çıkma gibi bir sorunumuz var. Onu halledince, yeni yerde bu anlamda genişletilmiş bir toplantı yapıp, içerik üreticilerini bir araya getirme çalışmamız olacaktır. 

Sizin şu an, dernekten bağımsız, üzerinde çalıştığınız güncel bir proje, araştırma var mı? 

Şu an güncel olarak Ali Ekici ile birlikte tamamen A1 seviyesinde hazırlamakta olduğumuz Zazaca ders kitabı ile benim bireysel olarak önceden yayınlanmış olan ve şimdilerde genişletmeye çalıştığım “Zazalarda Parçalı Yapı” çalışmam var.